Tıbbi Malpraktis (Hekim Hatası) Nedeniyle Tazminat

Tıbbi uygulama hatası ile komplikasyon ayrımı, özel ve kamu sağlık kuruluşlarında sorumluluk, görevli mahkeme, zamanaşımı ve ceza boyutu hakkında bilgiler.

İçindekiler

Tıbbi uygulama hatası, sağlık meslek mensubunun tıbbın genel kabul görmüş standartlarına aykırı davranması sonucunda hastada zarar meydana gelmesini ifade eder. Her olumsuz sonucun bir hatadan kaynaklanmadığı, tıbbi müdahalelerin doğası gereği belirli riskler taşıdığı kabul edilir.

Bu nedenle hukuki değerlendirme, sonucun olumsuz olup olmadığıyla değil, müdahalenin tıbbın gereklerine uygun yürütülüp yürütülmediğiyle ilgilenir. Sorumluluğun kime yöneleceği ve hangi yargı yolunun izleneceği ise tedavinin yapıldığı kuruluşun niteliğine göre değişir.

Aşağıda hata ile komplikasyon ayrımı, sorumluluğun hukuki temeli, izlenecek yargı yolu ile süreye ilişkin kurallar genel hatlarıyla açıklanmaktadır.

Tıbbi uygulama hatası ile komplikasyon ayrımı

Komplikasyon, tıbben öngörülebilen ve gerekli özen gösterilse dahi ortaya çıkabilen istenmeyen sonuçtur. Kural olarak tek başına sorumluluk doğurmaz.

Buna karşılık tıbbi uygulama hatası, müdahalenin tıbbın gereklerine aykırı biçimde gerçekleştirilmesidir. Teşhiste gecikme veya yanılma, yanlış tedavi yönteminin seçilmesi, müdahale sırasında gerekli özenin gösterilmemesi ile ameliyat sonrası takip ve bakımın ihmal edilmesi bu kapsamda değerlendirilir.

Ayrımın uygulamadaki karşılığı iki noktada belirginleşir. Birincisi, öngörülebilir bir komplikasyon hastaya önceden bildirilmemişse hastanın rızası bu riski kapsamaz. İkincisi, komplikasyon gerçekleştikten sonra bunun fark edilmesi, izlenmesi ve gerekli tedavinin uygulanması beklenir; bu aşamadaki gecikme veya özensizlik, komplikasyonun kendisinden bağımsız bir kusur oluşturur.

Sorumluluğun hukuki temeli

Özel sağlık kuruluşunda yapılan tedavi

Hastanın özel bir sağlık kuruluşuna başvurup tedaviye kabul edilmesiyle taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi kurulur. Tedaviyi fiilen gerçekleştiren hekim, kuruluş adına hareket ettiğinden TBK m. 116 anlamında yardımcı kişi konumunda değerlendirilir. Anılan maddeye göre borçlu, borcun ifasını yardımcılarına bırakmış olsa bile onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.

Aynı maddenin üçüncü fıkrası önemli bir sınır getirir: uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Sağlık hizmetleri bu nitelikte olduğundan, sorumsuzluk kaydı içeren belgeler bu yönüyle sonuç doğurmaz.

İspat bakımından TBK m. 112 uygulanır. Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe zararı gidermekle yükümlüdür.

Serbest çalışan hekim

Hastanın doğrudan bir hekimle kurduğu ilişki kural olarak vekâlet sözleşmesi niteliğindedir (TBK m. 502). Hekim burada belirli bir sonucu değil, tıbbın gereklerine uygun özeni göstermeyi üstlenir. Estetik amaçlı müdahaleler bu kuralın önemli bir istisnasını oluşturur; ayrıntılar için estetik operasyonlarda hekimin sorumluluğu başlığındaki açıklamalar incelenebilir.

Kamu sağlık kuruluşunda yapılan tedavi

Kamu hastanelerinde gerçekleştirilen müdahalelerde sorumluluk, idarenin hizmet kusuru esasına göre değerlendirilir. Anayasanın 129. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir.

Bunun pratik sonucu, kamu görevlisi olan hekime karşı doğrudan tazminat davası açılamamasıdır. Dava idareye yöneltilir; idare ödediği tazminat için ilgiliye rücu edebilir. Bu yolda idari yargıda tam yargı davası açılır ve dava öncesinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesinde öngörülen süreler içinde ilgili idareye başvurulması gerekir. Konunun usulüne ilişkin açıklamalar için tam yargı davası başlığı incelenebilir.

Soruşturma izni ve Mesleki Sorumluluk Kurulu

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 18. maddesi, sağlık meslek mensupları hakkındaki soruşturmalar bakımından özel bir usul öngörür.

Anılan maddeye göre, Yükseköğretim Kanununun 53. maddesindeki soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere; kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının, sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir ve Kurulun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.

Düzenlemenin kapsamı yalnızca kamu görevlileriyle sınırlı değildir; özel sağlık kuruluşlarında çalışan sağlık meslek mensupları da bu usule tabidir.

Maddenin ikinci fıkrası rücu konusunu düzenler. Kamu kurum ve kuruluşları ile Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına; ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket ederek görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından karar verilir.

Kusurun ve illiyet bağının ispatı

Uyuşmazlıklarda kusurun varlığı, kural olarak bilirkişi incelemesiyle belirlenir. İnceleme, müdahalenin yapıldığı tarihte geçerli tıbbi standartlar esas alınarak yürütülür.

Değerlendirmede tıbbi kayıtlar belirleyici olur. Hasta dosyası, anamnez ve muayene bulguları, tetkik sonuçları, ameliyat ve anestezi notları, hemşire gözlem kayıtları ile taburcu ve kontrol belgeleri bu kapsamdadır. Kayıtların eksik tutulmuş olması, ispat bakımından sağlık kuruluşu aleyhine değerlendirilebilir.

Kusurun yanında illiyet bağının da ortaya konması gerekir. Zararın, hastanın mevcut hastalığının olağan seyrinden değil, hatalı uygulamadan kaynaklandığının belirlenmesi aranır.

Aydınlatılmış onamın usulüne uygun alınmış olması ayrı bir inceleme konusudur. Bu konudaki genel çerçeve için hasta hakları ve aydınlatılmış onam başlığındaki açıklamalar incelenebilir.

Görevli mahkeme, arabuluculuk ve zamanaşımı

Özel sağlık kuruluşları ile serbest çalışan hekimlere karşı açılacak davalarda, hasta ile sağlık hizmeti sunucusu arasındaki ilişki tüketici işlemi sayıldığından tüketici mahkemeleri görevlidir (6502 sayılı Kanun m. 73). Dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır (m. 73/A). Kamu sağlık kuruluşlarına karşı açılacak davalarda ise idare mahkemeleri görevlidir.

Zamanaşımı, talebin dayandığı hukuki sebebe göre belirlenir. Sözleşmeye aykırılığa dayanan taleplerde kural olarak TBK m. 146’daki on yıllık süre gündeme gelirken, vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklar bakımından TBK m. 147’nin beşinci bendindeki beş yıllık süre söz konusu olur. Talep haksız fiil hükümlerine dayandırıldığında TBK m. 72 uygulanır. Uygulanacak sürenin somut olaydaki ilişkinin niteliğine göre belirlenmesi gerekir.

Ceza boyutu

Tıbbi uygulama hatası, sonucuna göre ceza hukuku bakımından da değerlendirilebilir. Hastanın ölümüyle sonuçlanan olaylarda 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 85. maddesindeki taksirle öldürme, yaralanmayla sonuçlanan olaylarda ise 89. maddesindeki taksirle yaralama hükümleri gündeme gelir.

TCK m. 89’un beşinci fıkrası uyarınca taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması kural olarak şikâyete bağlıdır. Ancak birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç olmak üzere, suçun bilinçli taksirle işlenmesi hâlinde şikâyet aranmaz.

Ceza yargılamasının sonucu hukuk davasını kendiliğinden belirlemez. TBK m. 74 uyarınca hukuk hâkimi, kusurun bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken ceza hâkiminin verdiği beraat kararıyla bağlı değildir.

Sonuç

Tıbbi uygulama hatasına dayanan taleplerde sonucu belirleyen unsurlar; müdahalenin tıbbi standartlara uygunluğu, tıbbi kayıtların içeriği, illiyet bağının kurulabilmesi ve doğru yargı yolunun seçilmesidir.

Tedavinin kamu ya da özel bir kuruluşta yapılmış olması, davanın kime yöneltileceğini ve hangi mahkemede açılacağını değiştirir. Her somut olay kendi koşulları içinde ayrıca değerlendirilmelidir. Alanın genel çerçevesi için sağlık hukuku başlığındaki açıklamalar incelenebilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Kamu hastanesinde görev yapan hekime doğrudan dava açılabilir mi?

Hayır. Anayasanın 129. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabilir. Bu nedenle dava ilgili idareye yöneltilir ve idari yargıda tam yargı davası olarak görülür. İdare, ödediği tazminat için mevzuatta öngörülen usul çerçevesinde ilgiliye rücu edebilir.

Her olumsuz sonuç tıbbi uygulama hatası sayılır mı?

Hayır. Tıbbi müdahaleler doğası gereği belirli riskler taşır ve gerekli özen gösterilse dahi istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu tür sonuçlar komplikasyon olarak nitelendirilir ve kural olarak tek başına sorumluluk doğurmaz. Sorumluluk için müdahalenin tıbbın gereklerine aykırı yürütülmüş olması ya da komplikasyonun öngörülebilir olmasına rağmen bildirilmemiş veya sonrasında gereği gibi yönetilmemiş olması aranır.

Tıbbi malpraktis davası açmadan önce arabulucuya başvurmak gerekir mi?

Özel sağlık kuruluşları ile serbest çalışan hekimlere karşı açılacak davalar tüketici mahkemelerinde görüldüğünden, 6502 sayılı Kanunun 73/A maddesi uyarınca dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Kamu sağlık kuruluşlarına karşı açılacak tam yargı davalarında ise bu kural uygulanmaz; bunun yerine idari yargı usulüne göre ilgili idareye ön başvuru yapılması gerekir.

Hastane kayıtlarının eksik olması sürece nasıl yansır?

Tıbbi kayıtlar, müdahalenin tıbbın gereklerine uygun yürütülüp yürütülmediğinin denetlenmesinde temel dayanaktır. Kayıtların düzenli tutulması ilgili mevzuat gereği sağlık kuruluşunun yükümlülüğüdür. Bu nedenle kayıtların eksik veya özensiz tutulmuş olması, ispat bakımından sağlık kuruluşu aleyhine değerlendirilebilir.

İlgili Mevzuat

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 112, 116, 146, 147, 502
  • 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 73, 73/A
  • 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ek m. 18
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 129
  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 85, 89

Sağlık Hukuku

İlgili Yazılar

Tümünü görüntüle