Anlaşmalı Boşanma Davası: Şartlar, Protokol ve Süreç
Anlaşmalı boşanmanın TMK m. 166/3 uyarınca aranan şartları, boşanma protokolünde düzenlenen konular, duruşma süreci ve kararın kesinleşmesi.
Çalışma Alanı 02
Evlenme, boşanma, nafaka, velayet ve mal rejimi uyuşmazlıklarına ilişkin temel kurallar ve yargılama usulü.
Aile hukuku, evlenme ile kurulan birliğin doğurduğu kişisel ve malî ilişkileri, bu birliğin sona ermesini ve çocuklarla kurulan hukuki bağı düzenleyen kurallardan oluşur. Nişanlanmadan soybağına, evlilik birliğinin korunmasından mal rejiminin tasfiyesine kadar geniş bir alanı kapsar.
Uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlıklar boşanma ve ayrılık davaları, nafaka talepleri, velayet ile çocukla kişisel ilişki kurulması ve boşanmanın malî sonuçlarıdır. Bu talepler çoğu zaman tek bir yargılama içinde birlikte değerlendirilir; bir kısmı ise boşanma kararı kesinleştikten sonra ayrı davalara konu olur.
Aile hukuku uyuşmazlıklarının belirgin özelliği, tarafların serbestçe tasarruf edemedikleri konuları içermesidir. Velayet, çocuğun bakım giderleri ve kişisel ilişki gibi hususlar çocuğun üstün yararını ilgilendirdiğinden hâkim tarafından kendiliğinden araştırılır ve taraf anlaşmaları hâkimin denetimine tabidir.
Alanın temel kaynağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’dur (TMK). Boşanma sebepleri m. 161-166’da, boşanmanın malî sonuçları m. 174-178’de, velayet ve çocukla kişisel ilişki m. 182-183 ile m. 323-325 ve m. 335-337’de, mal rejimleri ise m. 202 ve devamında düzenlenmiştir.
Bu düzenlemeler yanında şu kanunlar da uygulama alanı bulur:
Aile hukukundan doğan dava ve işlerde görevli mahkeme aile mahkemesidir (4787 sayılı Kanun m. 4). Boşanma ve ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir (TMK m. 168). Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında ise nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir (TMK m. 177).
Aile hukuku uyuşmazlıkları, dava şartı olarak arabuluculuğun kapsamı dışındadır. 6325 sayılı Kanun m. 18/B, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasını yalnızca kira ilişkisinden, taşınır ve taşınmazların paylaştırılması ile ortaklığın giderilmesinden, kat mülkiyetinden ve komşu hakkından doğan uyuşmazlıklarda zorunlu kılar. Taraflar isterlerse malî nitelikteki taleplerinde iradi arabuluculuğa başvurabilir; buna karşılık aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir.
Boşanma yargılaması, genel usul kurallarından ayrılan ilkelere tabidir (TMK m. 184). Hâkim, dayanılan olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz; taraflara yemin öneremez; tarafların ikrarları hâkimi bağlamaz ve delilleri serbestçe takdir eder. Boşanmanın fer’î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar da hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerlilik kazanmaz.
Aile hukukunda süreler talebin niteliğine göre değişir. Zina ile hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebeplerinde öğrenmeden itibaren altı ay ve her hâlde beş yıllık hak düşürücü süreler geçerlidir; affeden tarafın dava hakkı düşer. Terk sebebiyle boşanmada ihtar ve bekleme sürelerine uyulması aranır (TMK m. 164). Boşanmanın kesinleşmesinden doğan dava hakları bakımından ise bir yıllık zamanaşımı öngörülmüştür (TMK m. 178).
Velayet, iştirak nafakası ve kişisel ilişkiye dair kararlar, çocuğun yararı gerektirdiğinde koşulların değişmesi hâlinde yeniden düzenlenebilir (TMK m. 183, m. 331). Buna karşılık mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacaklar bağımsız nitelikte olduğundan ayrı bir dava ile ileri sürülür. Boşanma davası açılmakla mal rejimi kendiliğinden tasfiye edilmez.
Delillerin dava açılmadan önce derlenmesi süreç bakımından belirleyicidir. Nüfus kayıtları, tapu ve banka kayıtları, sosyal güvenlik ve gelir belgeleri ile çocuğun durumuna ilişkin okul ve sağlık kayıtları sıklıkla başvurulan delil türleridir. Her somut olay kendi koşulları içinde ayrıca değerlendirilmelidir.
4787 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca, Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitabı'ndan (vesayete ilişkin Üçüncü Kısım hariç) ve 4722 sayılı Kanun'dan doğan dava ve işler aile mahkemesinde görülür. Aile mahkemesi kurulmamış yerlerde bu davalara, aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi bakar.
Hayır. Dava şartı olarak arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun'un 18/B maddesinde sayılan uyuşmazlıklarla sınırlıdır; bu listede kira ilişkisi, ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti ve komşu hakkı yer alır. Aile hukukundan doğan uyuşmazlıklar listede bulunmadığından doğrudan dava açılabilir. Ayrıca aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir (6325 sayılı Kanun m. 1/2).
Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi gerekir. Hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulması şarttır (TMK m. 166/3).
Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TMK m. 178). Zina ile hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebeplerinde ise öğrenmeden itibaren altı ay, her hâlde beş yıllık hak düşürücü süreler uygulanır (TMK m. 161, 162).
Makaleler
Anlaşmalı boşanmanın TMK m. 166/3 uyarınca aranan şartları, boşanma protokolünde düzenlenen konular, duruşma süreci ve kararın kesinleşmesi.
Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi, katılma alacağı, değer artış payı, 1 Ocak 2002 öncesi evlilikler ve tasfiye davasında süreler.
Zina, terk, akıl hastalığı gibi özel boşanma sebepleri, evlilik birliğinin sarsılması, hak düşürücü süreler ve çekişmeli boşanma yargılaması.
Boşanma sürecinde ve sonrasında talep edilen tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakasının şartları, hesaplanması, artırılması ve kaldırılması.
Boşanmada velayetin belirlenmesi, çocuğun üstün yararı ölçütü, ortak velayet, kişisel ilişki kurulması ve velayetin değiştirilmesi şartları.