İçindekiler
Nafaka, bir kimsenin bakım ve geçim ihtiyacının kanunda öngörülen hâllerde bir başkası tarafından karşılanmasıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) nafakayı tek bir kurum olarak değil, farklı şartlara ve sonuçlara bağlanan birkaç tür hâlinde düzenlemiştir.
Uygulamada en sık karşılaşılan türler; dava süresince geçerli olan tedbir nafakası, boşanmadan sonra eşe ödenen yoksulluk nafakası ve çocuğun bakım giderleri için ödenen iştirak nafakasıdır. Bunlara ek olarak, boşanmadan bağımsız biçimde altsoy, üstsoy ve kardeşler arasında talep edilebilen yardım nafakası bulunur.
Türlerin birbirine karıştırılması, talebin reddine veya yanlış mahkemede dava açılmasına yol açabilir. Bu nedenle her türün dayanağının, şartlarının ve sona erme hâllerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Tedbir nafakası
Tedbir nafakası, yargılama süresince tarafların ve çocukların geçimini güvence altına almayı amaçlayan geçici bir önlemdir. Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan ve özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden alır (TMK m. 169).
Bu hükmün iki önemli sonucu vardır. İlki, tedbir nafakasının talep edilmemiş olsa dahi hâkim tarafından değerlendirilebilmesidir. İkincisi, bu aşamada kusur incelemesinin yapılmamasıdır; tedbir nafakası kusura değil, ihtiyaç ve ödeme gücüne dayanır.
Tedbir nafakası yalnızca dava açıldıktan sonra istenebilecek bir önlem değildir. Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ilişkin önlemleri alır (TMK m. 197).
Tedbir nafakası, kural olarak boşanma kararının kesinleşmesiyle sona erer. Bu tarihten sonra şartları varsa yoksulluk nafakası veya iştirak nafakası devreye girer.
Yoksulluk nafakası
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz (TMK m. 175).
Maddeden üç şart çıkar. Talep eden tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması, kusurunun diğer taraftan daha ağır olmaması ve nafakanın yükümlünün malî gücüyle orantılı belirlenmesi gerekir. Yükümlünün kusurlu olması ise şart değildir.
Yoksulluk kavramı kanunda tanımlanmamıştır. Yargıtay uygulamasında, kendi gelir ve malvarlığıyla zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olmak yoksulluk sayılmakta; asgari düzeyde bir gelirin veya sosyal güvenlik yardımının varlığı her hâlde yoksulluğu ortadan kaldıran bir ölçüt olarak görülmemektedir.
TMK m. 175’te yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” istenebileceği öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi 4 Haziran 2026 tarihinde bu ibarenin iptaline karar verildiğini duyurmuştur. Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca iptal kararları Resmî Gazete’de yayımlandıkları tarihte yürürlüğe girer ve Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi kararın yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçmemek üzere ayrıca belirleyebilir. Gerekçeli karar Resmî Gazete’de yayımlanıp yürürlük tarihi gelmedikçe madde, yürürlükteki hâliyle uygulanmaya devam eder. Bu başlıktaki güncel durumun Resmî Gazete üzerinden izlenmesi gerekir.
Yoksulluk nafakası talebi, boşanma davasıyla birlikte ileri sürülebileceği gibi, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıllık zamanaşımı süresi içinde ayrı bir dava ile de istenebilir (TMK m. 178).
İştirak nafakası
İştirak nafakası, velayet kendisine bırakılmayan tarafın çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılmasıdır. Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır (TMK m. 182).
Bu yükümlülük ana ve babanın ortak borcundan doğar. Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır (TMK m. 327). Bakım borcu kural olarak çocuğun ergin olmasına kadar devam eder; ancak çocuk ergin olduğu hâlde eğitimi sürüyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdür (TMK m. 328).
Dava hakkı bakımından kanun geniş bir imkân tanır. Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir; ayırt etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilir (TMK m. 329). Ergin olduğu hâlde eğitimi devam eden çocuk ise nafakayı kendi adına talep eder.
İştirak nafakası, velayete ilişkin düzenlemenin tamamlayıcısıdır. Velayet ve kişisel ilişki konusundaki çerçeve için velayet ve çocukla kişisel ilişki yazısına bakılabilir.
Nafakanın belirlenmesi ve ödenme biçimi
Nafaka miktarı için kanunda sabit bir tutar veya oran öngörülmemiştir; takdir hâkime aittir. Çocuk bakımından nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir; çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur ve nafaka her ay peşin olarak ödenir (TMK m. 330).
Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir; buna karşılık manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez (TMK m. 176).
Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir (TMK m. 176 ve m. 330). Uygulamada bu yetki, nafakanın her yıl belirli bir endekse göre artırılması biçiminde kullanılır. Böylece her yıl yeniden artırım davası açılması gerekmez.
Nafakanın artırılması, azaltılması ve kaldırılması
Nafaka hükümleri, verildikleri andaki koşullara dayandığından değişmez nitelikte değildir. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılmasına veya azaltılmasına karar verilebilir (TMK m. 176). Çocuk bakımından da durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır (TMK m. 331).
Yoksulluk nafakası bakımından kanun, kendiliğinden sona erme ile mahkeme kararıyla kaldırılma hâllerini ayırmıştır:
- İrat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar.
- Alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde ise nafaka mahkeme kararıyla kaldırılır.
İkinci gruptaki hâllerde nafakanın kendiliğinden sona ermemesi önemlidir; yükümlünün ödemeyi tek taraflı olarak kesmesi yerine kaldırma davası açması gerekir.
Görevli mahkeme, yetki ve tahsil
Nafaka davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında yetkili mahkeme, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir (TMK m. 177). Bu kural, alacaklının kendi yerleşim yerinde dava açabilmesini sağlar.
Aile hukukundan doğan uyuşmazlıklar dava şartı olarak arabuluculuk kapsamında bulunmadığından, nafaka talepleri için arabulucuya başvurulması zorunlu değildir. Hükmedilen nafakanın ödenmemesi hâlinde ilamlı icra yoluna başvurulabilir; nafaka alacakları icra hukukunda önceliği bulunan alacaklardandır.
Sonuç
Tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası farklı dayanaklara sahiptir. Tedbir nafakası yargılama süresince geçerli geçici bir önlem, yoksulluk nafakası boşanmanın malî sonucu, iştirak nafakası ise çocuğun bakım giderlerine katılma yükümlülüğüdür.
Nafaka kararları koşulların değişmesi hâlinde yeniden ele alınabilir; bazı sona erme hâlleri kendiliğinden sonuç doğururken, bazıları için dava açılması gerekir. Her somut olay kendi koşulları içinde ayrıca değerlendirilmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Tedbir nafakası için ayrıca talepte bulunmak gerekir mi?
Boşanma veya ayrılık davası açıldığında hâkim, eşlerin geçimi ve çocukların bakımı ile korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden alır (TMK m. 169). Bu nedenle tedbir nafakası talep edilmemiş olsa bile değerlendirilebilir. Buna karşılık ihtiyaç durumunun ve gelir kaynaklarının dosyaya sunulması, miktarın belirlenmesi bakımından önem taşır.
Çalışan bir eş yoksulluk nafakası alabilir mi?
Kanun, nafaka talep eden tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olmasını arar. Bir gelirin bulunması tek başına talebi ortadan kaldırmaz; belirleyici olan, bu gelirle zorunlu ihtiyaçların karşılanıp karşılanamadığıdır. Değerlendirme, tarafların sosyal ve ekonomik durumu ile kusur dağılımı birlikte gözetilerek yapılır.
Çocuk ergin olunca iştirak nafakası kendiliğinden sona erer mi?
Bakım borcu kural olarak çocuğun ergin olmasıyla sona erer. Ancak çocuk ergin olduğu hâlde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere eğitim sona erinceye kadar bakım yükümlülüğünü sürdürür (TMK m. 328). Bu durumda talep, ergin çocuk tarafından kendi adına ileri sürülür.
Nafaka her yıl kendiliğinden artar mı?
Kendiliğinden artış kanunda öngörülmemiştir. Ancak hâkim, istem hâlinde nafakanın gelecek yıllarda ne miktarda ödeneceğini kararında belirleyebilir (TMK m. 176, m. 330). Böyle bir hüküm yoksa artırım için ayrıca dava açılması gerekir. Koşulların değişmesi hâlinde artırım veya azaltım her zaman istenebilir.
İlgili Mevzuat
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 169
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 175-177
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 182
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 197
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 327-331