Tam Yargı Davası: İdarenin Sebep Olduğu Zararın Tazmini

Hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk, idari eylemlerde bir yıllık ve beş yıllık başvuru süresi, iptal davasıyla ilişkisi ve görevli mahkeme.

İçindekiler

İdarenin faaliyeti yalnızca tek yanlı işlemlerden ibaret değildir. Yol yapımı, sağlık hizmeti, güvenlik önlemleri, altyapı bakımı gibi fiilî faaliyetler de zarar doğurabilir. Bu zararların giderilmesi, idari yargıda tam yargı davası yoluyla istenir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun (İYUK) 2. maddesi tam yargı davasını, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan davalar olarak tanımlar. İptal davasında menfaat ihlali yeterliyken, tam yargı davasında kişisel bir hakkın doğrudan zarara uğraması aranır.

Aşağıda idarenin sorumluluğunun dayanakları, başvuru süreleri, iptal davasıyla ilişkisi ve görevli mahkemeye ilişkin kurallar genel hatlarıyla açıklanmaktadır.

İdarenin sorumluluğunun dayanakları

Anayasanın 125. maddesi, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu belirtir. Bu sorumluluk iki temel üzerinde kurulur.

Hizmet kusuru

Hizmet kusuru, kamu hizmetinin kuruluşunda veya işleyişinde bir bozukluk bulunmasını ifade eder. Uygulamada üç görünüm biçimi öne çıkar: hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi.

Burada aranan, belirli bir kamu görevlisinin kişisel kusurunun ortaya konulması değildir. Değerlendirme, hizmetin gerektiği gibi yürütülüp yürütülmediği üzerinden yapılır. Örneğin idarenin sorumluluğunda bulunan bir yolda gerekli uyarı ve güvenlik önlemlerinin alınmamış olması, hizmetin kötü işlediği yönünde bir değerlendirmeye dayanak oluşturabilir.

Kusursuz sorumluluk

Bazı hâllerde kusur aranmaksızın da sorumluluk doğabilir. Risk ilkesi, idarenin yürüttüğü faaliyetin nitelik itibarıyla taşıdığı tehlikenin gerçekleşmesi hâlinde uygulanır. Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi ise hukuka uygun bir faaliyet nedeniyle belirli kişilerin toplumun geneline göre ağır ve özel bir külfete katlanmak zorunda kalması durumunda gündeme gelir.

Her iki hâlde de zararın varlığı, idari faaliyetle zarar arasında nedensellik bağı bulunması ve zararın olağan katlanma sınırını aşması aranır. Mücbir sebep, zarar görenin kusuru veya üçüncü kişinin ağır kusuru gibi durumlar nedensellik bağını kesebilir ya da zayıflatabilir.

İdari işlemden doğan zararlarda dava yolu

İlgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla üç yoldan birini seçebilir (İYUK m. 12). Doğrudan doğruya tam yargı davası açabilirler; iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilirler; ya da önce iptal davası açıp bu davanın karara bağlanması üzerine, kararın tebliği veya işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler.

Bu seçim pratikte önem taşır. İptal davasının sonucunu bekleyerek tazminat istemek mümkündür; bu durumda süre, iptal kararının veya kanun yollarına başvurulmuşsa verilecek kararın tebliğinden itibaren işler. İlgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma hakları bu hâlde de saklıdır. İdari işlemin iptaline ilişkin genel bilgiler iptal davası ve dava açma süresi başlığı altında ele alınmaktadır.

İdari eylemden doğan zararlarda idareye başvuru

İdari eylemler bakımından kanun, dava açılmadan önce idareye başvurulmasını zorunlu tutar. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerekir (İYUK m. 13).

Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi hâlinde, ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren dava süresi içinde dava açılabilir. İstek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde ise bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi işlemeye başlar.

İki süre birlikte işler. Bir yıllık süre öğrenme tarihine bağlıdır; beş yıllık süre ise eylem tarihinden itibaren işleyen ve her hâlükârda aşılamayan üst sınırdır. Zararın sonradan ortaya çıktığı ya da kapsamının sonradan anlaşıldığı durumlarda öğrenme tarihinin belirlenmesi önem kazanır.

Bu başvuru şartının bir istisnası vardır. Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde, sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda idareye başvurma şartı aranmaz.

Talep edilebilecek zararlar

Tam yargı davasıyla maddi ve manevi zararların giderilmesi istenebilir. Maddi zarar, malvarlığında meydana gelen azalmayı ifade eder; tedavi giderleri, kazanç kaybı ve eşya zararları bu kapsamda değerlendirilir. Manevi zarar ise kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmeye karşılık gelir.

Dava dilekçesinde uyuşmazlık konusu miktarın gösterilmesi gerekir (m. 3). Tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir; artırıma ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir (m. 16).

Kamu görevlisinin sorumluluğu ve rücu

Anayasanın 129. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir.

Bu kural, zarar görenin muhatabını belirler: dava, kusuru bulunduğu ileri sürülen kamu görevlisine karşı değil, idareye karşı açılır. İdare ödediği tazminatı, şartları varsa ilgili kamu görevlisine rücu eder. Aynı doğrultuda, mahkeme kararlarının süresi içinde yerine getirilmemesi hâlinde de tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir (İYUK m. 28).

Görevli ve yetkili mahkeme

Tam yargı davaları kural olarak idare mahkemelerinde görülür. Yetkili mahkeme ise sırasıyla; zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili mahkeme, zarar bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuşsa hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer mahkemesi, diğer hâllerde davacının ikametgâhının bulunduğu yer mahkemesidir (m. 36).

Uyuşmazlığın idari yargıda mı yoksa adli yargıda mı görüleceği bazı hâllerde tartışmalı olabilir. Bu nedenle zararın kaynağının idari bir eylem mi, yoksa özel hukuk ilişkisi mi olduğunun baştan doğru belirlenmesi önem taşır.

Sonuç

Tam yargı davası, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararların giderilmesini sağlayan yoldur. Davanın esasının incelenebilmesi, idari eylemlerde öngörülen ön başvuru şartının yerine getirilmiş olmasına ve sürelerin kaçırılmamasına bağlıdır.

Bir yıllık ve beş yıllık sürelerin başlangıcı ile zararın kapsamının belirlenmesi, her dosyada ayrı bir değerlendirme gerektirir. Bu nedenle olayın gerçekleştiği tarihe, zararın öğrenildiği ana ve idareye yapılan başvurulara ilişkin belgelerin saklanması önem taşır. Her somut olay kendi koşulları içinde ayrıca değerlendirilmelidir.

Sıkça Sorulan Sorular

İdareye başvurmadan doğrudan tam yargı davası açılabilir mi?

İdari eylemlerden doğan zararlarda, dava açılmadan önce ilgili idareye başvurulması zorunludur (İYUK m. 13). Bu şart yerine getirilmeden açılan dava, idari merci tecavüzü nedeniyle ilk incelemede değerlendirilir ve dilekçenin görevli idare merciine tevdiine karar verilebilir. Buna karşılık idari işlemden doğan zararlarda 12. madde uyarınca doğrudan tam yargı davası açılabilir.

Bir yıllık ve beş yıllık süreler nasıl işler?

Bir yıllık süre, idari eylemin yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren işler. Beş yıllık süre ise eylem tarihinden itibaren işleyen ve her hâlükârda aşılamayan üst sınırdır. Öğrenme daha geç gerçekleşse dahi eylem tarihinden itibaren beş yıl geçmişse idareye başvuru imkânı ortadan kalkar.

İptal davası açmadan tazminat istenebilir mi?

Evet. İlgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla doğrudan doğruya tam yargı davası açabilecekleri gibi, iptal ve tam yargı davalarını birlikte de açabilirler (m. 12). Önce iptal davası açılması hâlinde, bu davanın karara bağlanması üzerine kararın tebliğinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açılması da mümkündür.

Zarara yol açan kamu görevlisine karşı dava açılabilir mi?

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabilir (Anayasa m. 129). Bu nedenle dava, kusuru ileri sürülen görevliye değil, ilgili idareye yöneltilir. İdare, ödediği tazminatı şartları varsa görevliye rücu eder.

Manevi tazminat da istenebilir mi?

Tam yargı davasıyla maddi zararların yanında manevi zararların giderilmesi de istenebilir. Manevi tazminat, kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmenin bir ölçüde giderilmesini amaçlar ve olayın niteliği ile tarafların durumu gözetilerek belirlenir. Talebin dava dilekçesinde açıkça gösterilmesi gerekir.

İlgili Mevzuat

  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 2
  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 12 ve m. 13
  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 16 ve m. 36
  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 28
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 125
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 129

İdare Hukuku

İlgili Yazılar

Tümünü görüntüle