İçindekiler
Estetik amaçlı tıbbi müdahaleler, hukuki değerlendirme bakımından diğer tedavi işlemlerinden ayrılır. Bir hastalığın teşhis ve tedavisi söz konusu olmadığından, müdahalenin tıbbi bir zorunluluğa değil kişinin görünümüne ilişkin bir tercihe dayanması, sorumluluğun çerçevesini de değiştirir.
Bu ayrımın pratik sonucu, tartışmanın çoğu zaman hekimin gerekli özeni gösterip göstermediği sorusunda değil, üstlenilen sonucun meydana getirilip getirilmediği sorusunda düğümlenmesidir.
Aşağıda sözleşmenin niteliği, aydınlatma yükümlülüğünün kapsamı, komplikasyon ile komplikasyon yönetimindeki kusur arasındaki ayrım ve başvurulabilecek hukuki imkânlar genel hatlarıyla açıklanmaktadır.
Sözleşmenin niteliği: eser mi, vekâlet mi
Hekim ile hasta arasındaki ilişki kural olarak vekâlet sözleşmesi niteliğindedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 502. maddesi uyarınca vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi üstlendiği sözleşmedir. Bu sözleşmede hekim, tıbbın gereklerine uygun özeni göstermeyi üstlenir; belirli bir sonucun gerçekleşeceğini üstlenmez. Hastanın iyileşmemesi tek başına sorumluluk doğurmaz.
Estetik amaçlı müdahalelerde ise Yargıtay uygulamasında ağırlıklı olarak eser sözleşmesi nitelendirmesi benimsenmektedir. TBK m. 470’e göre eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Bu nitelendirmede hekim yüklenici, hasta ise işsahibi konumunda kabul edilir.
Nitelendirme her estetik işlem bakımından otomatik biçimde yapılmaz. Müdahalenin amacı belirleyicidir. Yanık, travma veya hastalık sonrası bozulan bir işlevin ya da görünümün yeniden kazandırılmasına yönelik onarıcı müdahaleler tedavi amacı taşıdığından vekâlet sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilebilir. Buna karşılık yalnızca görünümde belirli bir değişiklik sağlamak amacıyla yapılan müdahalelerde eser sözleşmesi hükümleri uygulanır.
Sonuç taahhüdü ve doğurduğu sonuçlar
Eser sözleşmesi nitelendirmesinin en önemli sonucu, hekimin üstlendiği edimin bir sonucun meydana getirilmesi olmasıdır. Bu durumda inceleme sırası değişir: önce üstlenilen sonucun elde edilip edilmediğine bakılır.
Üstlenilen sonuç elde edilememişse, hekimin tıbbın gereklerine uygun davranmış olması tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Vekâlet sözleşmesinde özen yükümlülüğüne uygun davranıldığının ispatı sorumluluğu kaldırırken, eser sözleşmesinde asıl mesele edimin gereği gibi ifa edilip edilmediğidir.
Bu noktada üstlenilen sonucun kapsamının belirlenmesi önem taşır. Hastanın öznel beklentisi tek başına ölçüt değildir. Belirleyici olan, taraflar arasında müdahale öncesinde üzerinde anlaşılan ve tıbben ulaşılabilir nitelikteki sonuçtur. Gerçekleşmesi tıbben mümkün olmayan bir beklentinin karşılanmaması, kural olarak ifa etmeme sayılmaz; ancak böyle bir beklentinin müdahale öncesinde düzeltilmemiş olması aydınlatma yükümlülüğü bakımından ayrıca değerlendirilir.
Aydınlatma yükümlülüğü ve rızanın alınması
Tıbbi müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesi, hastanın aydınlatılmış rızasına bağlıdır. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 70. maddesi uyarınca tabipler, yapacakları her nevi müdahale için hastanın; hasta küçük veya kısıtlı ise veli ya da vasisinin önceden muvafakatini alırlar. Büyük cerrahi müdahaleler bakımından bu muvafakatin yazılı olması gerekir.
Anılan maddeye 2025 yılında eklenen cümlelerle, bu kapsamda alınacak muvafakatin elektronik ortamda da alınabileceği düzenlenmiştir. Elektronik ortamda alınacak muvafakat, ilgilinin kimliğinin doğrulanmasına imkân veren belgeler veya biyometrik yöntemler kullanılarak alınır.
Estetik müdahalelerde aydınlatmanın kapsamı, tedavi amaçlı müdahalelere göre daha geniş kabul edilir. Bunun sebebi, müdahalenin tıbbi bir zorunluluğa dayanmaması ve hastanın müdahaleden vazgeçme imkânının her zaman bulunmasıdır. Bu çerçevede aydınlatmanın özellikle şu hususları kapsaması beklenir:
- Müdahaleyle ulaşılabilecek sonucun gerçekçi sınırları,
- Uygulanacak yöntem ve varsa alternatif yöntemler,
- İyileşme süreci, bu sürenin uzunluğu ve geçici görünüm değişiklikleri,
- Ortaya çıkabilecek riskler ve öngörülebilir istenmeyen sonuçlar,
- Düzeltici ikinci bir müdahalenin gerekme ihtimali,
- Müdahalenin yapılmaması hâlinde ortaya çıkacak durum.
Aydınlatmanın yapıldığının ispatı hekime ve sağlık kuruluşuna düşer. Bu nedenle rıza belgesinin içeriği önem taşır; müdahaleye özgü bilgiler içermeyen, matbu ifadelerden oluşan belgeler aydınlatmanın gerçekleştiğini ortaya koymakta yetersiz kalabilir. Konunun genel çerçevesi için hasta hakları ve aydınlatılmış onam başlığındaki açıklamalar incelenebilir.
Komplikasyon ile komplikasyon yönetimindeki kusur ayrımı
Komplikasyon, tıbbın gereklerine uygun biçimde gerçekleştirilen bir müdahalede dahi ortaya çıkabilen, öngörülebilir nitelikteki istenmeyen sonuçtur. Komplikasyonun gerçekleşmiş olması, kural olarak tek başına sorumluluk doğurmaz.
Ancak bu kuralın iki önemli sınırı vardır.
Birincisi aydınlatmayla ilgilidir. Öngörülebilir bir komplikasyon hastaya önceden bildirilmemişse, hastanın rızası bu riski kapsamaz. Bu durumda müdahale hukuka uygunluk şartını sağlamamış olur ve gerçekleşen zarardan sorumluluk doğabilir.
İkincisi komplikasyonun yönetimiyle ilgilidir. Komplikasyon gerçekleştikten sonra hekimin bunu zamanında fark etmesi, gerekli tetkikleri yaptırması, hastayı takip etmesi ve uygun tedaviyi uygulaması beklenir. Komplikasyonun kendisi kusur oluşturmasa bile, sonrasındaki teşhis, takip veya müdahale sürecindeki gecikme ya da özensizlik bağımsız bir kusur olarak değerlendirilir. Uygulamada uyuşmazlıkların önemli bir bölümü bu ikinci noktada toplanır.
İşsahibinin hakları ve tazminat
Eser sözleşmesi hükümlerinin uygulandığı hâllerde işsahibinin hakları TBK m. 474 ve devamında düzenlenmiştir. İşsahibi, eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır.
TBK m. 475’e göre işsahibi, eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde şu seçimlik haklardan birini kullanabilir: eser kullanılamayacak veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplıysa sözleşmeden dönme; eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme; aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere eserin onarılmasını isteme. İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.
Estetik müdahaleler bakımından onarım hakkının kendine özgü bir yanı bulunur. Buradaki onarım, düzeltici nitelikte ikinci bir tıbbi müdahale anlamına gelir. Vücut bütünlüğü üzerinde yeni bir müdahale söz konusu olduğundan, hasta bu yola başvurmaya zorlanamaz; rıza her aşamada aranır.
Buna karşılık TBK m. 476 uyarınca, eserin ayıplı olması yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın işsahibinin verdiği talimattan doğmuşsa, işsahibi ayıptan doğan haklarını kullanamaz. Ayrıca bedensel bütünlüğün zedelenmesi hâlinde manevi tazminat da istenebilir.
Görevli mahkeme, arabuluculuk ve zamanaşımı
Hastanın bir sağlık kuruluşundan veya serbest çalışan bir hekimden bedel karşılığı hizmet alması tüketici işlemi niteliği taşır. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 73. maddesi uyarınca tüketici işlemlerinden doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.
Aynı Kanunun 73/A maddesi gereğince, tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Maddede sayılan istisnalar dışında bu adımın tamamlanmaması, davanın usulden reddine yol açar.
Zamanaşımı bakımından sözleşmenin niteliği belirleyicidir. TBK m. 147’nin altıncı bendine göre, yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar beş yıllık zamanaşımına tabidir. Vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklar bakımından da aynı maddenin beşinci bendi uyarınca beş yıllık süre uygulanır. Ayıptan doğan sorumluluk bakımından özel zamanaşımı kuralları bulunduğundan, uygulanacak sürenin somut olaya göre belirlenmesi gerekir.
Sonuç
Estetik müdahalelerde sorumluluk değerlendirmesi, sözleşmenin eser mi yoksa vekâlet mi olduğunun tespitiyle başlar. Eser sözleşmesi nitelendirmesi, incelemeyi özen yükümlülüğünden üstlenilen sonucun gerçekleştirilmesine kaydırır.
Aydınlatmanın kapsamı, rızanın usulüne uygun alınmış olması ve komplikasyon sonrasındaki sürecin nasıl yönetildiği çoğu uyuşmazlıkta belirleyici olur. Her somut olay kendi koşulları içinde ayrıca değerlendirilmelidir. Alanın genel çerçevesi için sağlık hukuku başlığındaki açıklamalar incelenebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Estetik müdahalede istenen sonuç elde edilemezse hekim her hâlde sorumlu olur mu?
Hayır. Sorumluluk, üstlenilen edimin kapsamına göre belirlenir. Ölçüt hastanın öznel beklentisi değil, taraflar arasında kararlaştırılan ve tıbben ulaşılabilir nitelikteki sonuçtur. Tıbben gerçekleşmesi mümkün olmayan bir beklentinin karşılanmaması kural olarak ifa etmeme sayılmaz. Buna karşılık böyle bir beklentinin müdahale öncesinde düzeltilmemiş olması, aydınlatma yükümlülüğünün ihlali bakımından ayrıca değerlendirilir.
İmzalanan onam formu hekimi her durumda sorumluluktan kurtarır mı?
Hayır. Onam belgesinin varlığı tek başına yeterli değildir; belgenin, yapılacak müdahaleye özgü bilgileri içermesi ve hastanın gerçekten aydınlatıldığını ortaya koyması aranır. Yalnızca matbu ifadelerden oluşan ve müdahaleye özgü risk ile sonuç bilgisi içermeyen belgeler yetersiz kalabilir. Ayrıca onam, tıbbi uygulama hatası oluşturan bir davranışın sonuçlarını ortadan kaldırmaz.
Komplikasyon gerçekleşmesi hâlinde tazminat istenebilir mi?
Komplikasyonun gerçekleşmiş olması kural olarak tek başına sorumluluk doğurmaz. Ancak söz konusu risk hastaya önceden bildirilmemişse rıza bu riski kapsamaz. Ayrıca komplikasyon gerçekleştikten sonra teşhis, takip veya tedavi sürecinde gecikme yahut özensizlik bulunuyorsa, bu durum bağımsız bir kusur olarak değerlendirilir ve tazminat sorumluluğu doğurabilir.
Estetik müdahaleden doğan uyuşmazlıkta hangi mahkemeye başvurulur?
Hasta ile özel sağlık kuruluşu veya serbest çalışan hekim arasındaki ilişki tüketici işlemi sayıldığından, uyuşmazlığa tüketici mahkemesi bakar (6502 sayılı Kanun m. 73). Dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır (m. 73/A). Kamu sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilen müdahalelerde ise idari yargı yolu işler.
İlgili Mevzuat
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 470, 474, 475, 476
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 147, 502
- 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun m. 70
- 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 73, 73/A